UcanSupurge
Toplumsal ve jinekolojik şiddet: “bu bebeğin kalbi atıyor”

 

Dönemin Başbakan’ı bugünün Cumhurbaşkanı dünden bugüne her fırsatta kadın bedenini, iradesini yok sayarak “kürtaj yasasını” çıkarmaya, “doğum kontrolünü” önlemeye dair açıklamalarıyla “toplumsal cinsiyet politikasını” ortaya koyuyor. Bu açıklamalar günlerce manşetlerde kalıp, tartışmalar yaratırken, yaratılan bu gündemin sonunda geriye giderek jinekolojik muayenede tacize uğrayan, sorgulanan, kürtaj için gittiği doktorlar tarafından suçlanan kadınların yaşadıkları kalıyor.

Kürtaj olmak için gittiği hastanede “bu bebeğin kalbi atıyor” diyerek suçlanan Aslı, jinekolojik şiddet gören kadınlardan biri. Aslı, kürtaj döneminde yaşadığı toplumsal ve jinekolojik şiddeti anlatıyor.

“Kadınların bu hikayelerini okuduğumda hep nasıl bir şey olabileceğini düşünüyordum. Aslında korkunç bir şey olabileceğini o anlamda bir yalnız kalmanın ve toplumun bütün ön yargılarını üzerlerinde taşımanın olumsuz olacağını ve korkunç bir şey olacağını aslında. Ben böyle bir şeye hiç ihtimal vermedim, vermedim çünkü güveniyordum. Karşındaki insana güvenirsin, aşıksan daha çok güvenirsin galiba. Sonra kopukluklar, ayrılık… Beynin o telaşın içindeyken reglin gecikmiş, sadece gecikmiş o kadar. O stresin o baskının etkisiyle vücudunun bunu sana yaptığını düşünüyorsun. Çünkü o ihtimal çok uzak, sanki senin başına gelmezmiş gibi bir yandan da. Ve korkuyla da olsa o ihtimal var.”

“Hayırlı uğurlu olsun hamilesiniz”

Hamile olduğu ihtimalinden korkusunun herkese ve her şeye dair bir korku olduğunu dile getiren Aslı, korkusunun doktorun sesiyle öfkeye dönüştüğünü söylüyor. Doktor: “hayırlı uğurlu olsun hamilesiniz” dediği anda çok net ve kararlı bir biçimde “ben bu bebeği doğuramam, nasıl halledebiliriz” diyor.  Bunu söylediğinde de kendi sesinin kulaklarımda çınladığını, aklımdan geçenlerin ise, “onunla birlikte eve gidemem, onu içimde taşırken Annem ve Babam ile yüzleşemem ya da akrabalarımla yüzleşemem. Yolda yürürken bile kimse bilmemeli…” sesleri oluyor.

Ailesi’nin ilk çocuğu olan Aslı, ailenin ona yüklediği sorumlulukları anlatıyor.

“ Her ne kadar özgür olduğumuzu, bunun için mücadele verdiğimizi düşünsek bile, böylesi bir gerçeklik bu toplumun içinde seni tutsak ediyor. Okuyoruz, yazıyoruz nelerle mücadele ediyoruz, ama bize yüklenen sorumluluklar var bu sorumluluklar en başta aileye karşı… Ailem, ne kadar yanımda olsa da bir de bana yükledikleri var tabii: ‘ailenin ilk göz ağrısı, yanlış yapmayan, güvenilir, örnek insan’ evet örnek insan olmanın ağırlığını bu süreçte daha çok yaşadım. Çünkü Babamın kafasındaki Aslı yerle bir olacaktı, Annemden yana çok endişe etmedim çünkü Annem her zaman yanımdaydı. Babalar katıdır, beni evlatlıktan reddetme ihtimalini bile düşündüm. Ciddi anlamda onun sağlığı için de endişeleniyordum, öyle bir şeyi kaldıramayabilir diye.”

Hastaneden çıkarken bedeninin ve kafasındaki soruların giderek ağırlaştığını anlatıyor Aslı, bu ağırlık 30 yaşına kadar ona yüklenen sorumlulukların ve toplumsal algının ağırlığı. “Tek başımaydım” diyor. Ve bu toplum içinde artık “suçlu”…

"Bu ilacı içmen o bebeğin ölmesi demek”

Bu süreçte giderek ruh halinin kötüye gittiğini söyleyen Aslı, daha önce gittiği bir psikologa durumu kendisi anlatamayacak kadar ağırlaştığı bir gün arkadaşını da alarak gittiğini ve gittiğinde psikologa karşı endişesi konusunda hiçte yanılmadığını anlatıyor.

“Psikologun kapısına geldiğimizde arkadaşım beni koridorda bırakıp doktorun yanına girdi ve ona durumu anlattı. Psikolog anlayışlı bir ifadeyle kapıda belirip, elime bir şişe ilaç tutuşturarak şunu söyledi: "Bu ilacı içmen o bebeğin tamamen ölmesi demek bunu göze alarak iç." Ben o ilacı aldım, oradan çıktım ama gözlerim tamamen boşluğa bakıyordu. Çünkü uyuşmuş gibiydim, hiçbir şey düşünmüyordum. Ve ilacı içmemekte çok direndim. Çünkü ben bebeği öğrendiğimden beri, elbette toplumsal baskıların ve öğrenmişliğin etkisiyle bir canlıyı öldürmenin sancısını yaşadım. Bir canlı vardı içimde, ben buna mekanik bir şey gibi bakamadım. Kurtulmam gereken, oluşmamış, cenin, zigot her neyse işte ben öyle bakamadım. Elbette, o benim “sevgilimin, ilişkimin bir parçası” gibi de bakmadım. ‘Sadece canlıydı içimde ve tutunabileceğim tek şey oydu sanki içimde. Bedenimin bir parçasıydı,  hatta öğrenilmiş “annelik” algısıyla bana hediye edilmiş bir şey gibiydi aynı zamanda ve ben onunla güçlüydüm çok güçlüydüm sanki. Ve o gücümden vazgeçmek istemiyordum aslında çünkü o bir fanusun içindeki balık gibiydi. Çünkü benden parçaydı, benden besleniyordu. Onun varlığının sebebi bendim, bu beni güçlü hissettiriyordu.’ İşte bu ruh hali beni giderek yorarken, elime tutuşturulan bir şişe ilaç vardı. Beni kovar gibi, dinlemeden elime tutuşturulan bir şişe ilaç ve seçenek: “içersen bebek ölür”

“Ben o akşam ölebilirdim de yani arkadaşımın desteği olmasa bir şeyleri düşünmesem o akşam ölebilirdim de. Psikologun, her ne kadar bilimsel konuşmaya çalışsa da onaylamayan bir bakışı vardı. O bakışlarda gördüğüm, “evet ben bir hata yapmıştım”. Artık bir karar vermem, yoluma bakmam gerekiyordu. Karar verip bir ilaç kullanıp da insan pat diye iyileşemiyor maalesef, o ara mantıklı değilsin zaten mantıklı olsan intiharı düşünmezsin. Arkadaşım o ilacı içip bir an önce sakinleşmem ve kendimi toparlamamı beklerken. Ben sokağın ortasında sinir krizi geçirdim Psikologun yanından çıktığımda. “Hayır hayır hayır ben bu ilacı içemem, içersem o ölecek ben onu öldüremem” diye ağlamaya başladım. Yeniden Anne ve Babamı düşündüm, onlar öyle bir toplumsal, ataerkil kafayla büyüyor ki çevre onlar için çok önemli, varoluş nedeni, kızlarından öteye geçebilir bilinçsiz bir şekilde. Bunları yeniden yeniden kafamdan geçirirken, Psikologun elime tutuşturduğu ilacı içtim. Şişenin üzerinde hiçbir şey yazmıyordu, kocaman şişede iki tane ilaç vardı, sanırım sakinleştirici bir ilaçtı.”

İlacı içtikten sonra sakinleştiğini söyleyen Aslı, Psikologun ona uzattığı ilaç şişesinden en başa geri dönüyor kırgın bakışlarla. Bebeği ilk öğrendiği doktorun her kadının hayali bir bebek sahibi olmak istemekmiş gibi bir müjde verişinden, sonraki kontrollerinde “bu bebeğin kalbi atıyor ama” diyerek kürtaj olmanın cinayet olacağını işaret eden bir başka doktora kadar bir kez daha hatırlıyor.

Hastane sürecinde doktorların bakışları, sorgulama tarzında mekaniklik, çünkü evet Babası yok. Evli olup hamile olan ve yanında kocası olan kadınlara davranışları ile bekar bir kadına karşı davranışları çok farklı doktorların. Hastanede yattığım sürede, hemşirelerin, doktorların toplanıp geldiği zamanlar böyle bir kaş kaldırmalar imalı davranışlar. Beni aynı odaya koydukları bir kadın vardı, kadın çok yaşlı ve o kadın sorduğunda ona kürtaj oldum diyemem, bir de onunla uğraşamam çünkü zaten susmak ve yok olmak istiyorum. Bir de ona hesap veremem ama doktorlar gelip kadının yanında “kaç aylık” diye soruyorlar. Mahremiyetine, özeline saygı duymak zaten yok.”

“Kızınız beş haftalık hamile”

Daha önce geçirdiği ameliyatlar ve sağlık durumundan dolayı kan değerlerinin düşük olduğunu bu nedenle “sağlıklı” kadınlar gibi bir kürtaj olamadığını söylüyor Aslı. İki kez kürtaj masasından kalkmak zorunda kaldığını anlatırken bu süreçte doktorların “sorumluluk alamayız” diyerek Aslı’nın kendi iradesini yok sayarak ailesine haber vermeden onu ameliyata alamayacaklarını öğrenmesiyle onun için her şeyin daha da zorlaştığını anlatıyor.

 “Kürtaja iki kez hazırlandım ikisinde de geri kalkmak zorunda kaldım masadan çünkü ailem olmadan onların imzası olmadan bunu yapamayacaklarını söylediler. Ben iki kez o masaya yattım, bir şeylerin değişeceğine ve bunun sonrasında hayatımı toparlamaya odaklanmayı düşünürken o masadan iki kere tekrar kalktım. Çünkü kanımın pıhtılaşma problemi vardı ve ailemin bunu bilmesi gerektiğini benim kürtaj da olsam doğum da yapsam yoğun bakım ya da ölümle sonuçlanabilecek durumlar yaşayacağımı daha sonra söyledi doktorlar. Ve hiçbir şekilde ikna edemedim onları, 30 yaşında olduğumu, yasal bir hakkım olduğunu söyledim ve tek başıma karar verebileceğimi. Ama işte rektörleriyle, profesörleriyle konuştuklarını, o kağıt imzalanmadan benim buna giremeyeceğimi söylediler. Bence burası çok önemli bir nokta, burada doktorların ahlak anlayışları giriyor esasında işin içine. Hemşire, doktor birkaç kişi sürekli şu soruyu sordu: "Çocuğun babası nerede? Neden yanında değil? Sadece arkadaşın mı var yanında?" bu tarz sorularla karşılaştım, işte kimi acıdı kimi dediğim gibi ailemi ikna etmek için konuşmam gerektiğine zorladı. Yani baskı yaparak aileme söylettiler diyebilirim. “Yok mu senin sahibin” bakışları... “Kocan yoksa da bir kadın olarak Anan Baban yok mu yanında” dediler. 30 yaşında olman hiçbir şeyi değiştirmez, bir şekilde sağlık durumumla ilgili problemi gidip beni geçmişte ameliyat eden kendi doktorumla konuştum. Buna dair bir kağıt yazdı, daha sonra Halamla konuştum, çünkü akrabalarım arasında bana en yakın kişi oydu. Ona bir kist probleminden dolayı hastaneye yattığımı aileme söylemesini istedim. Ve bir kadın doktorla şunu konuştum: "Ailem bunu bilirse kaldıramaz, bu çok kötü olur”. Babam ona sorduğunda durumumun iyi olduğunu ameliyatın iyi geçtiğini söylemesini istedim. Yalan söylemesini istemedim sadece bunu söylemesini istedim ama o çok fazla tepki gösterdi. Üstelik benim yaşımda genç bir kadındı, böyle bir şey yapamayacağını işte ailemin kesinlikle bunu bilmesi gerektiğini haykırdı resmen yüzüme. Oysa imzalatacakları belgede zaten kürtaj diye herhangi bir cümle geçmiyor. Genel ameliyatlarda imzalatılan bir kağıt sadece “sorumlulukları üzerime alıyorum, ölse kalsa sakatlansa bilmem ne” gibi cümlelerin altına imza attırıp doktorlar hastanın sorumluluğunu kendi üzerlerinden atarak kendilerini garanti altına alıyorlar bu belgeyle. Zaten 18 yaşını geçmiş bir insanın kendi imzası yeterli olmalı ama burada böyle değil, bu bizim ülkemizin ahlakı işte.”

Doktorların aileye imzalattıkları ve imzalatırken de “kızınız beş haftalık hamile” haberiyle Babası’nın uzun süre sessizleştiğini söylüyor Aslı, “Babam içine atan biridir, onun sağlığı için endişelendim en çok, benimle konuşmaması, öfkesi değildi o saatten sonra” diyor.

Evli olmayan ve ayrıldığı sevgilisinden bir çocuk sahibi olmak istemeyen, ayrılmamış bile olsa henüz çocuk doğurmak istemeyen Aslı’nın kürtaj kararı onun iradesiyle gerçekleşecek bir karardı. Bu kararın her sürecinde Aslı’ya yüklenen “Anne” sorumluluğu, “insani” ve “ahlaki” değerler kimi zaman üstü örtülü kimi zaman açıkça ona dayatılıyor. Ve iki haftalık gel gitlerle süren hastane sürecinde ailesi de haberdar edilerek sonrasında da hiç unutamayacağı sancılar yaşatılıyor. 

Atlas Arslan

Kadınların Postası