UcanSupurge
Sessiz Evler Ve O’nsuz Anneler
Sonya Bayık - Kayseri
Kadınların Postası
 
 

O’nsuz...

Türkiye'nin yedi bölgesine yayılmış olan acıların, annelerin mücadelesi, askerde öldürülen Sevag’ın, Gezi’de Ali İsmail’in, alanlarda Cumartesi Annelerinin, sınırlarda Roboski’nin, madenlerde yitip giden Soma’nın, çocuklarının bir gün geleceği umuduyla barışı bekleyen Diyarbakırlı Barış Annelerinin, Karadeniz'de şair çeketli bir çocuğun (Kazım Koyuncu) hayata yazdığı mücadele dolu şarkıların, yüreğimizde hala sönmeyen ve kor bir ateş olan Sivas’ta yanarak ölen Yasemin ve Asuman'ın Ankara’ya uzanan ortak hikayeleri ve acıları...

O’nsuz filmi ProletarYapım tarafından bağımsız sinemacı olan yönetmen Ufuk Erden ve ekip arkadaşları tarafından çekildi. Ufuk Erden beş yıl boyunca çocuk tiyatrosu oyunculuğu yaptıktan sonra 2007 yılında ilk kısa film ile sinemayla tanışıyor ve arkadaşlarıyla ProletarYapım adında bir oluşum kuruyorlar. Burada 11 kısa film çekiyorlar. Tüm ön eleme sansürü ve baskılara rağmen bu filmlerden yurt içi ve yurt dışında çeşitli ödüller, dereceler aldıktan sonra ilk uzun metraj docudrama film olan O’nsuz filmini çekiyorlar.

O’nsuz filmi evlatlarını kaybeden annelerin O’nsuz olan ve sessizliğe kalan evlerinin acı hikayelerini dinlemeye çağırıyor bizleri. Evleri bilirsiniz insan olmadıkça içinde sessizlikten örülmüş birer duvarlardır sadece. Bu yüzden mi bilinmez, Sivas Katliamında kaybettiğimiz Hasret Gültekin “Dilek Türküsünde” şu sözü bize vasiyet bıraktı sazın tellerinde: “Ölü evlerin değil, düğün evlerin olsun” diye. Evet, ölü evleri sessizdir, ağıtlarla doludur, kararmıştır gülen çocukların fotoğrafları duvarlarda. Annelerin sessizliği ve acıları arasında bekleyip durmuştur yaşam mücadelesi. Sonra bir sessizlik, bir sessizlik daha ve bir sessizlik daha. Oysa artık sessizliğe ve acıya kendilerini bırakan bu duvarlar bir zamanlar, annelerine böyle bir hikaye bırakacaklarından haberleri olmayan ve ansızın ölen çocukların, mutluluk ve yaşam sesleriydi.
O’nsuz filmi duvarların sessizliğinde kaybolan çocukların seslerini tekrar bulmaya çıkan annelerin mücadelesinini konu ediniyor. Filmin fragmanı 1 Şubat’ta yayınlandı. Filmde Ani Balıkçı, Dilşah Özgen, Emel Korkmaz, Gülsüm Çolak, Hüsniye Koyuncu, Leyla Encü, Yeter Sivri yer alıyor. Film’in yedi bölgeye yayılan acılarını toplayıp bir hikayeye dönüştürmelerini, Annelerin O’nsuz geçen günlerini nasıl bir araya getirdiklerini yönetmen Ufuk Erden’den dinliyoruz.

Film hakkında bilgi veren Ufuk Erden yedi bölgede yaşanan acılarımızı şu sözlerle ifade ediyor:

“Filmimizin ana başlığı Türkiye'nin yedi farklı bölgesinde, evladını kaybetmiş yedi annenin bir günlük sessiz hikayesi. Aslında aklımda yıllardır vardı bu proje ama bir gün bir kısa filmden kazandığımız bursla gittiğim Yapımlabda Zeynep Özbatur Atakan hoca “kadın sorunu üzerine bir film yapsanız konusu ne olurdu?” gibi bir soru sordu, aklıma direk bu proje geldi sonra daha çok ete kemiğe büründü ve hayata geçti. Film bize devletin sorumsuzluğu yüzünden evlatlarını kaybeden annelerin acısını anlatıyor. Bir yandan da bu ölümler kimlik ve diğer unsurlar üzerinden değerlendirildiği için anneler daha çok üzülüyor”

“Film, zorunlu bir rotaydı ancak bu işe olan inancımızla filmi çekmeyi başardık”

Filmin yapım sürecinde çok sıkıntı çektiklerini çoğu zaman da çekimlere ara verdiklerinde duygusal anlar yaşadıklarını belirtiyor Ufuk Erden. Ancak filmin derdini anlatan samimi bir film olduğunu da söylüyor ve sözlerine şunları ekliyor:

“Filmin çekimleri için yaklaşık 5.000 km yol yaptık. Roboski, Hopa, Soma, Hatay, Ankara, Diyarbakır ve İstanbul. Zorlu bir rotaydı ama ufak tefek sorunlar dışında yaptığımız işe olan saygımız ve inancımızdan kazasız belasız tamamladık çekimleri.”

“Film’e yapımcı bulamadık, yapımcılığı kendimiz üstlendik”

Bir kaç yapımcıyla görüştüklerini ancak yapımcıların, filmin keskin bir film olduğu , filmin sansüre kurban gideceğini bu yüzden bazı annelerin çıkartılması gerektiğini söylediklerini belirten Erden sözlerine şu şekilde devam etti:

“Filmdeki annelerin isimlerine ve senaryoya müdahale ettirmedim. O zaman “filmde çok kan, baskı, işkence öğelerini falan kullanıp yurt dışındaki fonlardan destek alabiliriz” dediler. Kesinlikle filmde acıtasyon olmasını istemiyorduk. Bu yüzden yapımcı bulamadık. Filmin yapımcılığını da kendimiz üstlendik. Diyarbakır’da panzerler arasında dış çekimleri çektik. Roboski’de de adım başı kontrolden geçtik. Sanki kötü bir şey yapıyormuşuz gibi, oysa biz sanat yapıyorduk orada. Bu sorunlar huzursuzluk verici şeylerdi ama gönüllü ekip arkadaşlarımızla filmi bitirmeyi başardık.”

“O’nsuzlar ordusuna katılan bir sürü insanımız var”

Filmin yapım sürecindeyken başka acılarında yaşadığını belirten Erden: “Suruç’ta, Ankara’da, Cizre’de ve hala doğuda O’nsuzlar ordusuna bir sürü insan katıldı ve katılıyor. Bu da insanı kahrediyor. Gencecik güzelim insanlar katledilirken bizim elimizden sadece bir film yapmak geliyor. Ancak en kötü zamanlarda, savaşta bile sanat çok önemli ve yapılması gerekiyor. Biz de mücadelemizi sanatımızla da tüm dünyaya haykırmak istiyoruz “diyor.

“Acılarının unutulmaması için dayanışmaya ve mücadeleye devam ediyorlar”

Annelerin hala çok güçlü olduklarını, hepsinin bir mücadelesi olduğunun altını çizen Erden, Annelerin verdikleri bu mücadeleyi şu sözlerle anlatıyor:

“Ani anne tam beş yıldır biricik oğlu Sevag için mahkemelerde adalet ararken diğer yandan Kamp Armen için de mücadele veriyor. Ha keza Emel Anne, Ali İsmail için adalet mücadelesi verirken diğer yandan ALIKEV’de (Ali İsmail Korkmaz Vakfı) gençlerin yanında, özgür bir dünya kurmaları için onlara destek oluyor. Leyla anne ve Roboski’li aileler katliamın üzerinden 1500’den fazla gün geçmesine rağmen her hafta yağmur, kar demeden evlatlarının mezarlarının başında Perşembe Değerlendirmeleri yapmaya devam ediyorlar. Dilşah anne ve Diyarbakırlı barış anneleri İHD ile birlikte her Cumartesi basın açıklaması yapıyorlar ve yakınlarının kemiklerini istiyorlar. Gülsüm Anne ve hala mücadelesini sürdürenler her ayın 13. günü yürüyüş yapıyor ve madenci heykeline karanfil bırakıyorlar. Yeter Anne ve evladını kaybetmiş diğer aileler her yıl anma etkinliklerine katılıyor, Sivas’a gidip Utanç Müzesi yapılması için mücadele veriyorlar. Hüsniye Anne Hopa’ya Onkoloji Hastanesi açılması için ve HES’lere karşı tavrını sergiliyor. Anneler davalarını sonuna kadar, korkusuzca sürdürüyorlar. Gezi Anneleri Diyarbakır’a dayanışmaya gidiyor, Roboskili aileler Soma’ya taziyeye geliyor, böyle birçok örnek var. Ama yargıya, hukuka, adalete karşı ne hissediyorlar derseniz yaşanan süreçlerden sonra zedelenmiş, kırılmış, incinmiş durumdalar maalesef. İnandıkları tek şey gençler. Bu dünyayı gençlerin güzelleştireceğini biliyorlar. Çok büyük bedeller ödediler ve bunun karşılığında istedikleri tek şey evlatlarının ve kendilerinin unutulmaması.”

“Filmin Galasını 23 Nisan'da yapmayı düşünüyoruz”

Filmin ne zaman gösterime gireceği hakkında bilgi veren Ufuk Erden: Eğer filmin gösterimi için destek görebilirsek 23 Nisan’da İstanbul’da bazı annelerimizin de katılımıyla bir gala yapmayı düşünüyoruz. Ben şahsen 23 Nisan'ı istiyorum çünkü resmi çocuk bayramında resmi olarak öldürülmüş çocukların annelerinin acılarını ve bu bayramın çelişkisini film ile anlatmayı düşünüyoruz. Diğer bir neden de 24 Nisan Sevag kardeşimizin katledilişinin 5. Yılı. Bu tarihin önemli bir tarih olduğunu düşünüyorum” diyor.

“Tek isteğimiz filmin gösterimi için destek”

Erden; Ayrıca Türkiye'deki festivallere başvurdukları ancak ön eleme, sansürle karşılaştıklarını bu yüzden amaçlarının daha çok yurt dışındaki festivaller olduğunu ifade ediyor.Mayıs ayında Hatay, Adana, Zonguldak, Tunceli’de gösterimler yapacaklarını söyleyen Ufuk Erden:
“Biz bu filmi empati yeteneğini henüz kaybetmemiş tüm insanlara izlettirmeye çalışacağımıza dair annelerimize söz verdik. O yüzden birçok kurum, kuruluş, STK’larla irtibata geçmeye çalışıyoruz. Şu ana kadar 500-600 sanatçı, politikacı, gazeteciye e-posta, şahsi internet siteleri aracılığıyla ulaşmaya çalıştık. Geri dönüş sadece on kişiden oldu. Çok vahim bir tablo bu. Ya yapmacık halktan yana görünüyorlar, ya da korkuyorlar. Oysa biz para, pul istemiyoruz sadece sesimize ses verin, sosyal medyadan paylaşın diyoruz ama ses yok. Belediyelerde de durum aynı. Birkaç belediye dışında destek veren yok. Bize destek veren belediyelerden biri Adana Seyhan Belediyesi. Filmin gösterimi için onlara ulaştık, çok ilgilendiler. 14 Mayıs’ta gösterim yapacağız orada. Ayrıca Zonguldak Eğitim-Sen den davet geldi bize. Diğer belediyeler, kurumlar ve kişilerden de bu dayanışmayı bekliyoruz” diyerek filmin gösterimi için destek çağrısında bulunuyor.

Filmin, yaşadığımız bütün acıların ve hala devam eden acıların bizi nereye götürdüğünü, hepimizin bir günlük de olsa bu sessizliğe terk edilen evlerin hikayesini dinlememiz gerektiğini ve annelerin her şeye rağmen verdiği mücadeleyi unutmamamız, onlarla dayanışma içinde olmamızın önemli olduğunun altını çizmek ve yazının başında da bahsettiğim gibi, sessiz evlerin bir zamanlar güzel çocukların, gençlerin sesi olduğunu hiç unutmayın isterim. Çünkü kaybettiğimiz insanların seslerini yüreğimizde taşıdığımızda o evler ölüm evleri değil, düğün evleri olacaklar ve tekrar kaybettiğimiz güzel yüzlü insanların sesi, o karanlık sessizliği parçalayarak yankılanacak duvarların arasından.

Ve sessizlik, artık O’nsuzların giderkenki sessizliği değil, Ali'nin, Sevag’ın, kayıp bir Cumartesi’ye karışanların, Kazım’ın,Yasemin’in, Asuman’ın, Soma’nın, Roboski’nin, Barışı bekleyen annelerin, çiçeklerin sesi olup bir bedende tekrar hayat bulacak.

 

Film’e ulaşmak için;

Fragman: https://youtu.be/5B_Q9tLpass

Web sitesi: http://www.onsuzfilm.com/

Facebook adresi: https://www.facebook.com/onsuzfilm/