UcanSupurge
"Kız Çıkmadı Zaar"-2

Gülistan Sinanoğlu, erkeklerin bekaret ve namus algısını soruşturduğu yazısının ardından şimdi de kadınlara uzatıyor mikrofonu. 40 yaş üstü kadınlar bekarete toplumda verilen ‘anlam’ ve ‘önem’i tartışıyor, tanıklıkları ve deneyimleri eşliğinde.

Gülistan Sinanoğlu
Uçan Süpürge Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Denizli
22/7/2011

Erkek arkadaşlarımın görüşlerine yer verdiğim "Kız Çıkmadı Zaar" başlıklı yazıdan sonra ikinci yazıda kadın görüşlerine yer vermek istedim. Aşağıda okuyacağınız görüşler kırk yaş üzeri ve meslek sahibi kadın arkadaşlarıma aittir.

Serfiraz Demirci: "Cinsellik, birbirlerini seven iki insanın sevgisinin son duruş noktasıdır ve kutsaldır. Doğanın verdiği bir armağandır. Ayıp karşılanmamalıdır. Ayrıca cinsellik sadece bunu yaşayan tarafları ilgilendirir, başkalarını değil. Toplumda bu tip ‘deneyimler’ yaşayan erkekler alkışlanırken kadınlar çeşitli baskılara maruz kalmaktadır. Önemli bir sorun da, erkeklerin her kadınla özgürce cinsellik yaşamak istemesi ama evleneceği kadının el değmemiş olmasını beklemesidir. Evlilikte yaşanan sorunların temelinde biraz da bunun yattığını düşünüyorum. Ama şu da var ki kişilerin ekonomik özgürlüklerinin artması beraberinde birçok özgürlüğü de getiriyor.”

Petek Güler: "Bu konuda aklımın ve mantığımın cevabı, kişinin özeli olduğu ve başka kimseyi ilgilendirmediğidir. Geçmişte, gazeteci bir arkadaşımın 5-6 yaşlarındaki kızının geçirdiği kazayı anımsadım şimdi. Bekaretini kaybeden çocuğun acısından ve kazanın ciddiyetinden ziyade bu kaybın sebebini belirten doktor raporunun peşine düşmüşlerdi. Çünkü bu konudaki toplum baskısı önemliydi. Dinsel ya da kırsal kesimdeki çevre baskıları erkeği her zaman önde, kadını ise erkeğin gerisinde tutmuştur. Mesela sünneti ele alalım; sünnet erkekliğe adım olarak kabul edilip düğün ve derneklerle yedi köye duyurulurken ergenliğe adım atmış bir kız çocuğa kutlama yapıldığını ben hiç duymadım. Aksine gizleniyor."

Emine Ayer Ertekin: "Bizim toplumumuzda hala zifaf gecesi çarşafı bekleniyorsa bu böyle sürüp gidecek demektir."

Nuran Boz: "Toplumsal baskı, aile baskısı, örf ve adetler ve erkek egemen zihniyet sürüp giderken cinselliği yaşayan kadın bunu özgür iradesiyle mi yaşamıştır, bu başlı başına meseledir kanımca. Bekaret tabulaştırılırken, kadın erkeğe etik davranmayıp kendini olduğundan farklı gösterebilir. Oysa ki doğanın verdiği dürtüyle kadın kendini koruyacak ve içinde büyüttüğü/büyüteceği bebeğine sahip çıkacaktır. Kendini herkese sunmayacaktır.
Gönüller aynadır. Ve aynadaki görüntü ne kadar az ise bulanıklık o kadar arıtılabilmiştir. Bana göre bekaretten önemli olan 'aşk' ve kadının erkeğe karşı ne kadar dürüst olduğudur. Bekaret bir kadının dürüst olduğunun garantisi değildir."

Zümrüt Gamlı: "Ben bekaretin korunmasından yanayım. Bunun nedeni de rahim ağzı kanserinin meme kanserinden sonra ikinci sırada gelmesi. Tabii bu da ilişki yaşının gittikçe düşüyor olmasıyla yakından alakalı. Bekaretin korunmasını sırf bu yüzden bile gerekli görüyorum."

Füsun Çetintürk: "İngiltere'deki asillerin, kızları ergen yaşa geldiğinde bu ‘sorunu’ doktor kontrolünde hallettiklerini duymuştum, erkekler hak iddia etmesin diye. Tabii ne kadar doğru orası tartışılır. Ancak, ben fazla cinsel özgürlükten yana değilim. Kadınların daima erkeklerden farklı olması gerektiğini düşünüyorum, diğer birçok konuda olduğu gibi."

Mürüvvet Sevim: "Evet, kadının hijyeni için yaratılmış olan bir zara ne anlamlar yüklenmiş. Kırsal bölgelerde hala uygulanan adetler var; düğün gecesi kapıda çarşaf beklemek gibi. Ola ki kadının bekaret zarı esnek, doğumla yırtılan türde çıktıysa vay haline! Kızın hayatı boyunca ilişki yaşamadığına kim inanacak? Şehir yaşamında ise gençler biraz daha farklı düşünüyorlar artık."

Ferda Çekiç: "Sevgili dostlarım, bir 'kızlık zarı' muhabbetidir sürüp gidiyor. Ben görüşleri değerlendirirken iki husus üzerinde durulduğunu fark ettim; erkek egemen toplum ve mağdur kadınlar. Birincisi, bizim için konu seks değil çünkü bu başlı başına değerlendirilmesi gereken ayrı bir konu. İkincisi, kadının mağduriyetinin erkekten kaynaklandığını düşünüyorsak eğer, o erkekleri de kadınların yetiştirdiğini ve oğlan annelerinin genç kızları kendi bakış açılarına göre sınıflandırarak etiketlediklerini unutmamalıyız.

Toplumda kadının mağdur edilmesi tartışılıyor sürekli. Konuya bir de şöyle bakmayı öneriyorum; kadınlıklarını kullanarak hayat standardını yükseltmeye çalışanların kafasına silah mı dayanmaktadır?  Sünnet, erkekler için erkekliğe adım atmak sayılıp düğün derneklerle kutlanıyor. Peki ya kızın ilk adet döneminde ne yapılıyor? Annesi kızın suratına tokadı basıyor! Şoku atlatsınmış! Ben öncelikle kadının kendine ayna tutması gerektiğine inanıyorum. Bence kadının bakış açısının kendine verdiği zararı kimse vermiyor arkadaşlar.  Kadının doğru eğitilmesi gerekir ki erkek de iyi eğitilebilsin."

Gülistan Sinanoğlu: "İsmi Ayşe. Denizli'ye bağlı Sarayköy ilçesinde yaşıyor. Seksenli yıllarda henüz çocuk denilebilecek yaşta. Bir gün mahalleden bir genç kadın, dört yıllık nişanlılık döneminden sonra evleniyor. Düğün gününün akşamında evinin önünde bir araba duruyor ve arabadan aşağıya bir 'şey ' düşüyor. Küçük kız bunu battaniyeye benzetiyor ama değil. Arabadan düşen, evlenen genç kadın.  Dertop edilmiş ve araba evlerinin önüne geldiğinde dışarıya doğru adeta atılmış. Gerekçe, bakire olmaması. Doktora gidiliyor ve bekaret zarının esnek olduğu anlaşılıyor. Daha sonra erkek tarafı kızı alıp geri götürüyor ve evlilik ‘kaldığı yerden’ devam ediyor. İki mağduru var olayın; biri evlenen diğeri ise olayın seyircisi olan küçük kız. Küçük kız o gün tepkisel sayılabilecek bir karar veriyor; asla bakire evlenmeyecek..." (GS/SD)