UcanSupurge
"Kız çıkmadı zaar!"

Gülistan Sinanoğlu erkeklere o ‘zarı’ sordu. “Bekareti ‘olmazsa olmaz’ sayan zihniyet belki biraz değişti ama insanların büyük çoğunluğu hâlâ bekaretin gereğine inanıyor.” Sahiden o zihniyet biraz da olsa değişti mi? Yoksa biz mi alıştık yüzlerce yıldır ezberletilenleri bozup yeniden yazmanın imkansızlığına?

Uçan Süpürge Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Denizli
8/7/2011

"Kız çıkmadı zaar!" demişti arkadaşım o şiveli konuşmasıyla. Bazen "zahir" olarak da söylenebilen "zaar" kelimesini, "herhalde" anlamında kullanmıştı. Ünlü bir sanatçının birkaç gün süren evliliğinden söz ediyorduk ve arkadaşım boşanma sebebi olarak sanatçının "kız çıkmaması" ihtimalini düşünmüştü.

Yıl 1981’di. Aradan uzun yıllar geçti. Bekareti "olmazsa olmaz" sayan zihniyet belki biraz değişti ama insanların büyük çoğunluğu hala bekaretin gereğine inanıyor. Ben bu konuda yayınlanmış istatistikleri daha önce incelemiştim ama sizinle paylaşmak istediğim bu değil; yaşıtım olan erkek arkadaşlarımın fikirleri. Aşağıda okuyacağınız isimler tamamen gerçek kişilere, fikirlerse o isimlere aittir.

Ahmet Celalettin Özakar (Gazeteci-Ressam, 1963): Kızlık zarı yaratılıştan hijyen maksatlı olup sadece insanlarda değil hayvanlarda da bulunmaktadır. Beyinde de zar vardır ancak sadece kızlık zarı toplum tarafından ahlak ile örtüştürülmüştür. Oysa insanlar ahlak ölçüsünü beyin zarında aramalılardır.

Ahmet Hamdi Özdemir (Yeminli Mali Müşavir-1962): Böyle bir soruyla karşılaşacağım aklıma gelmezdi. Dolayısıyla kafamda bir önyargım olmadığını fark ettim. Kendi kendime sordum: "Elbette ben O'nun ilki olsam iyi olur" dediğimi duydum kalbimden. Sonra soruyu karşımdakine sormayı düşledim. Beynimin verdiği cevap beni ürküttü ama vicdanımın cevabı beni rahatlattı. Çünkü düşsel bir soru olmasına rağmen "bakir" ve "bakire" birbirinin ruh ikiziydi. Geldiğim noktada ruh ikizleri birbirine benzemeli diyorum ve ruh ikizleri eşit değilse kimsenin farklı bir talebi ya da beklentisi olmaması gerektiğini kabul ediyorum. Ama ya eşit değillerse? Buna karmaşık cevaplar döndü beynimde ama sevginin ruh ikiziniz olmayanları da kabullenmeyi kolaylaştırdığını hatırladım.

Mazlum Albayrak (Serbest meslek, 1963): Kim ne derse desin bu coğrafyada yaşayan erkeklerin yüzde doksan dokuzu bekareti bir anlamda kutsal kabul eder. Bekaret benim için kişiye özel mektuptur çünkü yaşadığımız coğrafyaya has olan kültür genlerimize işlemiştir. İnsanlar birtakım ortak değerler sayesinde bir arada yaşamaktadır.

Esat Alaca (Devlet Memuru, 1960): Eğer erkekler eşlerine olan güvenlerini bir zar parçasına emanet etmişlerse vay hallerine!

Serdar Şengün (Orman Yüksek Mühendisi-Avukat-Şair, 1962): Genç yaşlardayken bekaret konusu belki daha fazla önemliydi ama şimdi insanların birlikte olmak istedikleri kişileri seçerken bunun kıstas alınmasını anlamsız buluyorum. Öncelikle şu sorunun cevabını doğru vermemiz gerek; yaşlanırken yanımızda kimin olmasını istiyoruz?

Namık Gürsel Başpınar (Makine Mühendisi, 1960): Emre Kongar'ın "Kızlarıma Mektuplar" kitabından alıntı yapıyorum: "Sevgili kızlarım, doğa insanı varlığını sürdürebilmesi için belli içgüdülerle donatmıştır. İnsan kendi varlığını sürdürebilmek için yer, içer ve uyur, türünün devamını sağlamak için de cinsel ilişkide bulunur. Dolayısıyla, yemek içmek ve uyumak ne denli doğal ve normal ise, cinsellik de o denli doğal ve normaldir.

Bunu hiç unutmayın, kendinizden, cinselliğinizden, doğanın insan neslinin devamını sağlamak için içinize yerleştirdiği cinsel dürtülerinizden sakın ama sakın utanmayın. Bütün bu söylediklerimden sakın sınırsız cinsel özgürlüğü savunduğumu, kim kiminle isterse yatıp kalksın, dediğimi çıkarmayın. Örneğin bekaret bir toplumda önemli ve geçerli bir kavramsa bu yargı her iki cins için de geçerli ve değerli olmalı.”

Ümit Demir (Serbest Meslek, 1960): Bekaretin gereğine inanmakla birlikte; görmeden duramadığımız, bir haberiyle bile mutlu olduğumuz, elini tuttuğumuzda içimizi ısıtan, gözlerinin derinliğinde hülyalara daldığımız, bir tatlı sözüyle neşelendiğimiz, uğruna şiirler yazıp şarkılar söylediğimiz, gülümsemesiyle güldüğümüz, varlığıyla var olup yokluğunda kendimizi kaybettiğimiz, uğrunda ölümü bile göze alacağımız o çok sevgili varlığı bakire değil diye.

Yaşar Saka (Serbest Meslek, 1962): Bekaret tek tanrılı dinlerde temizliğin, saflığın ölçütüdür. Bu dinlere mensup kişiler de bekareti bir erdem olarak kabul ederler.

Tamamen doğal bir olgu olan cinselliği, kadınları kontrol altına alabilmek için bu şekilde gündemde tutan ve "kültürümüz" haline getiren bir düşünce tarzı. Eninde sonunda aşınıp yok olacaktır.

Mehmet Felek (Gazeteci, 1960): Kızlık zarıyla ilgili düşüncemi kısaca özetleyeyim: Kızlık zarının önemi onun imha ediliş niyet ve şekline göre değişir benim gözümde. Şayet bir tecavüz sonucu ya da elde olmayan sebeplerle yok edilmişse kişinin suçu ne ola ki bunda? Tıpkı Fatmagül gibi. Ama isteyerek ve önemsemeyerek imha sebebi kabul edilir şey değil bence. Elbette masumiyetin, saflığın bir göstergesi kızlık zarı. Gerisini varın siz anlayın gayri vesselam.

Mahmut Dikmen (Serbest Avukat, 1964): Kural olarak kendimi olması gereken üzerine eğitmeye çalışırım. Ancak, her konuda başarılı olamadığımı da biliyorum. Biz erkekler çoğunlukla her kadınla birlikte olmayı ister ama birlikte olacağımız kadınların bizden başkası ile birlikte olmamış olmasını tercih ederiz. Gönül bunu ister. Bu ataerkil bir öğreti ya da bizim toplumumuzun aktardığı değerler. Kaçınılmaz olarak baş etmek durumunda isek de bekaretin çağdışı bir anlayış olduğu üzerinden dünyayı kurtarabiliriz. Bilmem anlatabildim mi?

Mehmet Mahzun Doğan (Gazeteci, 1964): "Doğaya inanmışımdır. Hiçbir şeyi boşuna yaşatmaz. Bunca evrimleşme sürecine rağmen, öyle bir zar duruyorsa kadın bedeninde, vardır bir işlevi. Ama ahlakla kurulan bağı, doğanın insanlara göz kırpmasına verilen kötü bir yanıt. Kızın çeyizi 'orası'ndaki zar değil bakışlarındaki ışıktır."